1980’de Ankara Akdere’de doğdum. Çocukluğum Akdere, Keçiören, İncirli ve Batıkent arasında geçti. O mahallelerin kendine has bir hali vardı. Sokakta büyüdüm. Uzun yürüyüşlerin, apartman aralarının, kahve seslerinin, pazar kalabalığının içinde geçen bir çocukluktu. İnsan büyüse de yaşadığı semtleri içinden tamamen çıkaramıyor.
Akdere’nin yokuşları, Keçiören’in kalabalığı, İncirli’nin hareketi, Batıkent’in daha sakin tarafı bugün bile zihnimde canlıdır. Çocukluk biraz da sokak hafızasıdır. Eve dönüş saatleri, yaz akşamları, apartman boşluklarından gelen sesler, otobüs beklerken kurulan hayaller… Yıllar geçince bunların değeri daha iyi anlaşılıyor.
Okuma alışkanlığım küçük yaşlarda başladı. Kitap kısa sürede benim için günlük hayatın dışına açılan başka bir alan oldu. Kalabalığın içinde kendi sessizliğini kurabildiğin bir yer gibi. Önce hikâyelerle başladım, sonra şiire yaklaştım. Şiirin ritmini erken yaşta sevdim. Bir cümlenin insanda uzun süre kalabildiğini o yıllarda fark ettim.
Öğrenim hayatım Çorum, Ankara, Adana ve yurtdışından geçti. Her durak bana başka şeyler kattı. Adana’nın bende ayrı bir yeri vardır. Özellikle Ziyapaşa yılları… Ankara’nın sert tarafıyla Adana’nın sıcaklığı birbirinden çok farklıydı ama ikisinin de insanda bıraktığı duygu güçlüydü.
Yurtdışında yaşadığım dönem kendi dilime daha dikkatli bakmayı öğretti bana. İnsan uzakta kalınca kelimelerin değerini başka türlü anlıyor. Türkçenin sesi, çocukluktan kalan şeyler gibi insana daha yakın geliyor.
Hayata hiçbir zaman sadece okul üzerinden bakmadım. İnsan en çok yaşadıklarından öğreniyor. Yolculuklardan, yalnızlıklardan, dostluklardan, kayıplardan… Bazen bir kitap değiştiriyor insanı, bazen uzun bir gece, bazen de hiç unutamadığın bir konuşma.
Şiir gençlik yıllarımdan beri hayatımın içinde oldu. Onu hiçbir zaman gelip geçici bir uğraş gibi görmedim. Şiir benim için düşünmenin, kendime dönmenin ve hayatı anlamaya çalışmanın yollarından biri oldu. Yazarken kendi yaşadıklarımı taşıdığım kadar başka hayatlara da girdim. Başka insanların duygularını, kırgınlıklarını, sessizliklerini yazdığım zamanlar oldu. Dürüst olmak gerekirse tamamen kurgu olan şiirlerim de var. Şiirin gerçeği yalnızca yaşanmışlıkla kurulmuyor; insanın hayal gücüyle, gördükleriyle, hissettikleriyle de büyüyor.
İki çocuk babasıyım. Hayatımın en değerli tarafı onlar. Baba olmak insana dünyaya başka gözle bakmayı öğretiyor. Daha dikkatli düşünüyorsun, daha sade konuşuyorsun. Hayatın ne kadar hızlı geçtiğini de o zaman daha iyi anlıyorsun.
Bugün geriye baktığımda; Akdere’de başlayan bir çocukluk, Ankara’nın farklı semtlerinde geçen yıllar, Adana günleri, yurtdışı deneyimi, uzun bir okuma alışkanlığı ve şiirle iç içe geçmiş bir hayat görüyorum. Geri kalanını insan en iyi yazdığı satırlarda anlatıyor.
Ben yazıyorum. Bir satır birinin hayatına değiyorsa, şiir olmuş ve sahibini bulmuş demektir.
